Karacaahmet Mezarlığı, İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yer alan İstanbul’un en büyük ve aynı zamanda en eski mezarlığıdır.
Orhan Gazi tarafından 753 (1352) yılında fethedilen Üsküdar’da müslüman mezarlığı I. Murad devrinde oluşmaya başlamış, İstanbul’un fethinden sonra giderek genişlemiştir. Mezarlığa adı verilen Karaca Ahmed, Anadolu’nun İslâmlaşmasında önemli katkıları olan abdalân-ı Rûm zümresinden menkıbevî bir şahsiyettir. Bu kimliğinden dolayı çeşitli yerlerde yedi ayrı türbesi bulunmaktadır.
Şehircilik tarihi açısından da önem taşıyan Karacaahmet Mezarlığı’nın başlangıç noktası Menzilhâne Yokuşu’nun (günümüzde Gündoğumu caddesi) başı idi. Cumhuriyet döneminde yapılan imar faaliyetleri sonucunda kuzeydeki Tunusbağı caddesinin nihayeti ve burada halen mevcut olan 1092 (1681) tarihli Hacı Fâik Bey Çeşmesi mezarlığın başlangıcı olmuştur. Karacaahmet Mezarlığı’nı, Menzilhâne Yokuşu başından başlamak üzere hepsi eski birer yerleşim yeri olan İnadiye, Tunusbağı, Çiçekçi, Talimhane, Haydarpaşa, İbrahimağa, Seyitahmet deresi, Harmanlık, Nuhkuyusu ve Aşçıbaşı mahalleleri ve semtleri çevreler. Günümüzde içinde bulunan yollarla birlikte yaklaşık 750.000 m2’lik bir araziyi kaplayan mezarlık Miskinler, Saraçlar Çeşmesi, Şehitlik, Musallâ ve Duvardibi adlı beş büyük bölgeye ayrılır. Mezarlık kuzeyde Tunusbağı’ndan güneyde İbrahimağa çayırına doğru eğimli bir arazi yapısına sahiptir. Seyitahmet deresi vadisi mezarlığın en çukur kısmını teşkil eder. Güneyinde İbrahimağa çayırının devamında Karacaahmet Mezarlığı’ndan ayrı kabul edilen Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı yer almaktadır.
Mezarlıkta özel bölümler oluşturmuştur. Bu bölümler şunlardır:
1. Çiçekçi. Çiçekçi Camii’nin karşısındaki bölüm adını camiden ve buraya gömülmüş olan çiçekçilerden alır. Sofular ve Havuzkapısı diye iki kısma ayrılır.
2. Duvardibi. Dört yol ağzında su terazisinin bulunduğu geniş sahadır. Hanya fâtihi Gazi Yûsuf Paşa’nın kabri buradadır.
3. Harmanlık. Nuhkuyusu caddesinin aşağısındaki Karacaahmet Mezarlık Memurluğu’nun alt ve yan tarafıdır. Tabanı Yassı ve Divitçiler bölümleri vardır.
4. Hattatlar. Reîsülhattâtîn Şeyh Hamdullah Efendi’nin gömülü olduğu bölgedir.
5. Hünkâr imamı mevkii. Karacaahmet’in Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı ile birleşen en güney kısmıdır.
6. İnadiye. Bandırmalızâde Tekkesi’nin önünden itibaren Tunusbağı’na ve Karaca Ahmed Türbesi’ne doğru giden bölgedir. Selim Dede ve Voynuk Ahmed Ağa bölümleri vardır.
7. Kaygusuz İbrâhim Baba. Tıbbiye caddesiyle Saraçlarçeşmesi caddesi arasındaki adanın üst kısmıdır. Kaygusuz İbrâhim Baba ve müridleri burada gömülüdür. Nâmık Paşa aile sofası da burada yol kenarındadır.
8. Kuyubaşı.
9. Miskinler. Adını burada kurulmuş cüzzamhâneden alır. Saraçlarçeşmesi caddesi üzerindeki Balım Ağa Çeşmesi’nin civarıdır. Sıkselviler ve Emîr Kasım adlı iki bölümü vardır.
10. Saraçlar Çeşmesi. İbrâhim Ağa Camii ile Ayrılık Çeşmesi arasındaki kısım olup tamamen istimlâke uğramış, yol kenarında sadece Sadrazam Halil Hamîd Paşa aile sofası kısmı kalmıştır. Burası da üzeri toprakla örtülmek suretiyle yok edilmek üzeredir. Bu bölümün İbrahimağa, Ayrılık Çeşmesi, Paris mahallesi kısımları yok edilmiştir.
11. Seyitahmet deresi. Dere vadisinde bir mesire yeri olan bu bölüm yok edilmiştir. Halen İranlılar Tekkesi ve özel mezarlığı mevcuttur. Mezarlığın güneydoğu ucudur. Bu kısım Ayasofyalılar, Taşköprü, Yağlıkçılar, Edhem Paşa bölümleriyle meşhurdur.
12. Şehitlik. İçteki orta kısımdır.
13. Yüksek Kaldırım. İnadiye’nin doğu kısmındaki sahadır.
14. Tunusbağı. Mezarlığın en meşhur kısmı olup sağlı sollu eski kabirlerle doludur. Sofular, Karaağaçlar, Avas Mehmed Paşa bölümleri vardır.
Üsküdar’da kabristan içindeki türbesi de bunlardan biridir. Evliya Çelebi’nin, “Karaca Ahmed Sultan Tekkesi mezaristan içindedir” şeklindeki ifadesinden burasının o dönemde bir türbe-tekke olduğu anlaşılmaktadır. Resmî olarak 1110 (1698) yılından itibaren Karacaahmet Sultan Mezarlığı olarak adlandırılan mezarlığın bir diğer adı da Üsküdar Mekābir-i Müslimîni’dir.
Günümüzde içinde bulunan yollarla ve Karacaahmet Sultan Dergâhı’nın da içinde bulunduğu alanla birlikte yaklaşık 750 dönümlük bir araziyi kaplayan mezarlık; Miskinler, Saraçlar Çeşmesi, Şehitlik, Musallâ ve Duvardibi adlı beş büyük bölgeye ayrılır. Mezarlık kuzeyde Tunusbağı’ndan güneyde İbrahimağa çayırına doğru eğimli bir arazi yapısına sahiptir. Seyitahmet deresi vadisi mezarlığın en çukur kısmını teşkil eder. Güneyinde İbrahimağa çayırının devamında, Karacaahmet Mezarlığı’ndan ayrı kabul edilen Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı yer almaktadır.
Birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Karacaahmet Mezarlığı, başta servi olmak üzere çınar, meşe, defne, çitlembik gibi ağaçları ve çeşitli bitkileriyle bir orman görünümündedir. Park ve Bahçeler Müdürlüğü, mezarlık içerisinde bulunan 9 adet servi ağacını Anıt Ağaç statüsüne almıştır.
Karacaahmet Mezarlığı, 1917, 1940, 1956 ve 1974 tarihlerinde olmak üzere dört defa istimlak edilmiştir. Bu istimlaklerde, özellikle 1974’te Karayolları’nın istimlakı sırasında ciddi şekilde tahrip olmuştur.
Anadolu Yakası’nın en büyük yeşil alanlarından olan tarihi mezarlığın daha da fazla tahribata uğramasının önüne geçilmesi amacıyla, İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun kararı gereğince Karacaahmet Mezarlığı, 1991 yılında doğal ve tarihi SİT alanı olarak ilan edilmiştir. Bu karara göre, mezarlık alanı, sadece ölü gömülmesi ve buna uygun donatı alanları oluşturulması amacıyla kullanılabilir ve mezarlık tam doluluğa ulaşıp, aktif mezarlık ömrünü tamamlasa dahi, hiçbir şekilde mezarlık kaldırılamaz, imara açılamaz veya park alanı olarak kullanılamaz.
Toplam defin sayısı, geçmişte kayıt tutulmadığı için kesin olarak bilinmemekte ama milyonlarla ifade edilmektedir. Zira, İstanbul Mezarlıklar Müdürlüğü’nün ölü kütüğü kayıtları, ancak 1937 senesinden sonra tutulmaya başlanmıştır.
Genel bilgi ve tarihçe
Mezarlık adını, İstanbul’a Hacı Bektaş-ı Veli tarafından İslam dinini yaymak üzere gönderilen Karaca Ahmet’ten alır. İlk olarak İstanbul’un Müslümanlar tarafından kuşatılması sırasında şehit olan askerlerin buraya gömüldüğü sanılmaktadır. Mezarlığın ilk tam olarak ne zaman kullanılmaya başlandığına dair kesin bir kanıt yoksa da, çoğu tarihçi Orhan Gazi’nin, Bizans idaresindeki Üsküdar’ı fethetmesinden sonra, bölgeye Türk halkın iskanı ile birlikte mezarlığın geliştiğine dair mutabık kalmıştır. Dolayısıyla mezarlığın oluşmaya başlaması, 14. yüzyıl ortasına denk gelmektedir.
Sultan I. Murad döneminde Müslüman nüfusun artmasına paralel olarak genişlemeye başlayan mezarlık, 1453 yılındaki İstanbul’un fethi sonrasında daha da büyümüştür.
Karacaahmet’in resmen mezarlık haline getirilmesi 1582 senesinde, III. Murat’ın annesi ve II. Selim’in eşi Nurbanu Sultan’ın kendi arazisinden 124 dönümlük bir araziyi mezarlık olmak üzere ayırması ve buralara serviler diktirmesiyle olmuştur. Ayrıca, bu servi ağaçlarının muhafazası için 13 kişiyi korucu ve defin işleri için de 24 kişiyi mezarcı olarak tayin etmiştir.
Resmî kaynaklarda ismi ilk kez 1698 yılında Karacaahmet Sultan Mezarlığı olarak geçen mezarlığın, bir diğer ismi de ‘Üsküdar Mekabir-i Müslimini’ dir.
Başlangıçta boş, uçsuz bucaksız, temiz bir defin sahası olan bu mezarlık, yüzyıllarca İstanbul halkı tarafından hep tercih edilen bir yer olmuştur ve kurulduğu günden bu yana kesintisiz olarak hizmet vermektedir.
Karacaahmet’in tercih sebebi, Osmanlı halkı arasında Üsküdar’ın Asya kıtasının uzantısı olması ve dolayısıyla Mekke-Medine ile ilişkilendirilmesi sonucunda Kabe toprağı olduğuna dair inanıştır. Bu sebepten ötürü, Avrupa yakasında ölenlerin cenazeleri, yüzyıllar boyunca kayıklarla Üsküdar’a, Salacak iskelesine taşınmıştır.
Karacaahmet Mezarlığı, gerek Sünni, gerekse Alevi olmak üzere tüm İslam mezhepleri tarafından mübarek bir defin sahası olarak görüldüğünden, özel bir konuma sahiptir.
İranlılar mezarlığı olarak da bilinen Seyitahmet bölümü, Karacaahmet’in önemli bölümlerinden birini oluşturmaktadır. Şii mezhebine mensup ölülerin defnine tahsis edilen alanın, 1850 tarihinden önce oluşturulduğu düşünülmektedir. Bu bölüm, aynı zamanda Türkiye’deki Caferilerin de ölülerini defnettikleri bir alandır. Bu bölümde defnedilen ünlü kişiler arasında Abdülbaki Gölpınarlı, Cem Karaca gibi isimler vardır.
Bir matem ayı olarak bilinen Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen Aşure Günü, günümüzde hala Caferiler’in Karacaahmet Seyit Ahmet Deresi bölümünde bulunan İranlılar Mescidi’nde matem törenlerine ev sahipliği yapmaya devam etmektedir.
İstimlakler ve imar faaliyetleri öncesinde, Karacaahmet mezarlığı’nın başlangıç noktası geçmişte Menzilhane denilen, günümüzdeki Gündoğumu Caddesi’nin başı iken, bu nokta Cumhuriyet döneminde kuzeydeki Tunusbağı Caddesi nihayeti ve burada hâlen mevcut olan 1681 tarihli Hacı Faik Bey Çeşmesi olmuştur.
Karacaahmet Mezarlığı civarında ve içinde, Osmanlı döneminde tesis edilmiş 6 tekke ve namazgah, 3 cami, 7 çeşme, 2 okul, 1 hastane ve 1 kireçhane bulunmaktaydı. Ayrıca, sahipsiz ve eski mezarlardan toplanan kemiklerin muhafazası amacıyla bir kemik havuzu oluşturulmuştur, burası Havuz kapısı bölümü adıyla bilinmektedir.
Karacaahmet Mezarlığı hakkında birçok araştırma yapmış olan Prof. Dr. Süheyl Ünver, aslında bu kemik mahzenlerinin mezarlığın muhtelif bölgelerinde 3 adet olmak üzere Mimar Sinan’a yaptırıldığını ve bunlardan birisinin girişinin ‘Miskinler Tekkesi’ olarak da bilinen cüzzamhanenin yakınlarında olduğunu, ancak zamanla toprak altında kaldığından bugün yerinin belli olmadığını belirtmiştir.
Süheyl Ünver, mezarlığın yüzyıllar boyunca çok talep gören bir bölge olması dolayısıyla, bazı hayır sahibi kişiler tarafından, maddi durumu iyi olmayan halktan kişilerin kullanımına mahsus lahit mezarlar inşa ettirildiğini, defnedilen cenazelerin tamamen toprağa karışıp çürümesinden sonra kemik bakiyelerinin mezardan çıkarılmak suretiyle, bu kemik havuzları olarak bilinen mahzenlere yerleştirildiğini ve boşalan mezarlara yeni cenazelerin defnedildiğini aktarmıştır.
Bu da, kısıtlı bir alana nasıl milyonlarca defin yapıldığı hakkında fikir vermesi açısından önemlidir.
Mezarlık, Türk siyaset ve kültür hayatının önemli pek çok isminin mezarlarını barındırmaktadır. Şahideler ve lahitler değişik türlerdeki başlıklarıyla önemli bir sanat özelliği arz eder. Şahidelerin üzerindeki kitabeler eğer bir hattatın eliyle hazırlanmışsa sanat değeri taşımaktadır. Başlıklar mezarda yatan kişinin cinsiyeti, mesleği, rütbesi, sosyal mevkii, ailesi, felsefi ve dünya görüşü, ölüm şekli ve yaşadığı dönemle ilgili bilgiler verir. Bu özelliği ile şahideler birinci dereceden belge niteliği taşımaktadır. Ayrıca şahide ve lahitlerin üzerinde bulunan değişik motifler taş işçiliğinin şaheserleri kabul edilmektedir. Çiçek ve meyve motifleri, değişik bitki betimlemeleri en sık kullanılan motifler olmuştur. Mezarlık büyük tahribata uğramış ve paha biçilemez pek çok değerli şahide imha edilmiştir. Özellikle yeni gömü alanı elde etmek için yapılan tahribatlarda sayısız kıymetli şahide ve lahit yok edilmiştir. Mezarlıkta birçok ünlü yatmaktadır. Ancak büyük kısmının mezarları günümüze ulaşmamıştır.
Karacaahmet’te 16. yüzyıldan kalma mezar taşı hemen hemen yok gibidir. Yer yer 1698 sonrasına ait mezar taşları görülebilmektedir. Mevcut en eski mezar taşı Şeyh Hamdullah Efendi’ye ait olup 1520 tarihlidir. Geçmişten günümüze gelebilen eski taşların çoğunluğu 19. yüzyıla aittir.
19. yüzyıl başlarında, tahminen 1812 yılında İstanbul’u kasıp kavuran büyük veba salgını esnasında ölmüş olan birinin Karacaahmet’te bulunan mezar kitabesinde şu şiir bulunmaktadır:
Dâr-ı dünyada gezerken gül gibi, Nazik tenime ansızın geldi, Veba vermedi hiç emn-ü aman.
Henüz on yaşında iken hayattan göçüp gitmiş bir çocuğun kitabesinde ise şunlar yazılıdır:Olmadı bu âlemi süflî bana cây-i karar, Bir melektim âlemi lâhûte ettim intikal. Görmeyince gülşen-i fânîde anı rahatı, On yaşında mürg-ı ruhum eyledi tahrik-i bâl.
Nişancı Hamza Paşa’nın üstü kubbeli açık mozolesi, halk arasında yanlışlıkla “At mezarı” olarak bilinmektedir.
Mezarlıkta Osmanlı döneminde taş kapaklarla mezar odacığı şeklinde gömü ile veya tahta kapaklarla doğrudan toprağa gömme tarzında iki çeşit defin uygulanmıştır. Mükerrer defin olarak da bilinen, yakın akrabaların koyun koyuna, üst üste gömülmeleri ise daha çok baba-oğul ve anne-kız gibi aile üyeleri arasında yaygındı. Günümüzde de, aile mezarlıklarında mükerrer defin uygulaması devam etmektedir ve üst üste gömülebilmek için aradan 5 yıl geçmesi şartı aranmaktadır. Günümüzde inşa edilen mezarlar, betonarme lahit mezar tipinde olup, altı toprak bırakılarak taş kapak ve mezar odacıkları şeklinde inşa edilmekte ve bir mezar yeri, aynı aileden 3-4 kişiye üst üste gömülme imkânı vermektedir.
Karacaahmet Mezarlığı’nda medfun bulunan Çanakkale şehitleri
Mezarlığın orta yerinde bulunan Şehitlik Cami civarında, 2. ada üzerinde Çanakkale Savaşı esnasında şehit düşen birçok askerin gömülü olduğu bilinmektedir. Buradaki şehitliğin, Haydarpaşa hastanesi ve civarındaki hastanelere gemilerle tedavi olmak üzere getirilen yaralı askerlerin, vefat etmeleri sonucunda defnedilmesiyle oluştuğu bilinmektedir. 1916 tarihli bir kitabede üzerinde eski yazıyla şehitlik yazan bir ibare bulunmaktadır, ancak bugün şehitlerin ne mezar yerleri, ne de isimleri belli değildir.
Ünlü İngiliz şair Lord Byron Üsküdar ve Karacaahmet Mezarlığı’na şu mısralarında yer vermiştir:“Ey Üsküdar! Bembeyaz evlerin binlerce mezara bakar ve o mezarların üstünde, karşılıksız bir aşka benzeyen sonsuz yas yapraklarına işlemiş, o her zaman yeşil ağaç, o narin ve karanlık servi yükselir.”
Karacaahmet Mezarlığı’nın yol genişletilmesi maksadıyla, Karayolları tarafından istimlak edilerek, sanatsal emsali bulunamayacak taşların geri getirilemeyecek şekilde yok edilmesine tepki verenlerden biri de; şair, ressam ve düşünce adamı Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur.
Eyüboğlu, Karacaahmet Mezarlığı’nın değerini ve tahribatından dolayı duyduğu büyük üzüntüyü, şu ifadelerle dile getirmiştir:“Mezar taşlarının başına gelenleri şiirin dışında, ancak sinema anlatabilir. Bu yazıda ikide bir şairliğimiz tutuyorsa bağışlayın. Eğer siz de benim gibi yirmi yıldan beri Karacaahmet’i sağından solundan, ortasından geçse idiniz, taşlarla kurduğum dostluğu daha iyi anlardınız. Bu mezar taşları arasında öyleleri var ki, bunu yirmi defa büyütüp herhangi bir alana dikseniz, dünyanın sayılı anıtlarından birini armağan etmiş olurdunuz. Demin de söyledim, yirmi yıldır yolum Karacaahmet’ten geçiyor. Hele son üç yıl içinde yolumuz Karacaahmet’e öylesine saplandı ki, bir bıçak gibi… Yeni yol; selvi, mezar, mezar taşı, demir parmaklık, çiçek, fidan demeden tümünün köküne kibrit suyu sıkmış. Benim bu mezarlıkta yatan can ciğer arkadaşlarım vardı. Belki her Allah’ın günü dört tekerleğimle onları dört defa çiğniyorum. Taşları nerede, başları nerede, elleri avuçları nerede?”
Mezarlık, etkileyici görünümü ve mimari ihtişamıyla yüzyıllar boyunca yabancı seyyahları büyülemiş, birçok seyyah hatıralarında bu mezarlıktan söz etmiştir. Hatıratında mezarlığı anlatanların başında yer alan Fransız şair ve edebiyatçı Theophile Gautier, Karacaahmet’in Doğu’nun en büyük mezarlığı olduğunu söyleyerek hayranlığını dile getirmiştir. Edward Raczyński’nin 1814’te İstanbul ve Çanakkale’ye Seyahat adlı eserinde ve yine Alman mareşal Helmuth Karl Bernhard von Moltke Türkiye’den Mektuplar adlı kitabında Karacaahmet Mezarlığı’na büyük bir yer ayırmışlardır. Raczyński, mezarlığın büyüklüğünün o zaman sadece 40.000 kişilik nüfusu barındıran Üsküdar ile orantısız olduğunu, başkentte yaşayan Türklerin Asya yakasına gömülme arzusundan ötürü Üsküdar’da oluşan bu devasa ölüler şehrinin nüfusunun, yaşayanlar dünyasından çok daha fazla yer tuttuğunu belirtmiştir.
Karacaahmet’in yer altı nüfusunun İstanbul’un yaşayan nüfusundan çok daha fazla olduğunu hesap eden Mareşal Moltke ise 1836 yılında şöyle diyordu: İstanbul’daki halkın ortalama ömür uzunluğuna bakılırsa, Türklerin İstanbul’u aldığından beri geçen 400 sene içinde, sadece bu şehirde beş milyona yakın Türk ölmüş demektir. Buna göre yalnızca Karacaahmet mezarlığındaki mezar taşlarının miktarını tasavvur edebilirsiniz. Bu taşlarla büyük bir şehir kurulabilir.
Danimarkalı ünlü yazar ve masal ustası Hans Christian Andersen, Moltke’den yalnızca 5 sene sonra, 1841 yılında İstanbul’u ziyareti esnasında büyüklüğünden etkilendiği Karacaahmet Mezarlığı’nı, Moltke’yi tasdik edercesine şu şekilde tasvir etmiştir: Bu kabristanın alanı öyle genişmiş ki, buğday ekilse bütün kenti doyururmuş, buradaki bütün mezar taşları kullanılsa İstanbul’u kuşatacak yeni bir sur inşa edilebilirmiş.
Karacaahmet Mezarlığı hakkında en detaylı bilgi verenlerden Fransız seyyah Olivier, 1793 yılının Haziran ayında Üsküdar ve civarını gezdiğinde şu notları düşmüştür: Mezarlık, sık ve yüksek ağaçlarıyla imparatorluğun en gösterişlisidir.
19. yüzyılda Batılı bir kadının gözüyle, İngiliz şair, yazar ve seyyah Julia Pardoe gözlemlerini şu şekilde satırlara dökmüştür: Türk mezarlığı, kışlanın arkasındaki tepenin yamacına kurulmuş ve vadinin derinlerine kadar uzanıyor. Sık dikilmiş serviler koyu bir gölge oluşturur, bu gölgenin altında uzun mezartaşları beyaz ve dehşet verici bir görünümle parlar. Daha kapalı yerlerin koyu karanlığına daldığınızda, bir an kendinizi harap bir kentin yıkıntıları arasında sanırsınız. Çevrenizde muazzam bir bütünün ufak parçalarıymış gibi görünenler, aslında kasvetin aldatmacısıdır. Bir nekropolün, ölüler şehrinin tam ortasındasınız. Ayaklarınızın dibinde yüzükoyun yatan ya da sanki her an düşüverecekmiş gibi yana kaykılmış oymalı taş bloklar, ilk bakışta size devrilmiş koca bir sütunun parçaları olarak görünür; her yandan yükselen sarık biçimli taşlar, yanlarında yatan altın yaldızlı ve yazıtlı taşlar. Bütün bunlar hayattan kopup gitmiş olanların anısına dikilmiş anıtlardır.
Batılı seyyahlar ve yazarlar söz birliği etmişçesine, mezarlığın çok sık servi ağaçlarıyla kaplı olmasından ötürü güneş ışığını pek almadığını ve buranın koyu yeşillikler içerisinde bir orman görünümünde olduğunu, kasvetli havasına rağmen insanda hüzün yaratmadığını, aksine huzur verdiğini belirtmişlerdir.
Tarihte adına şiirler yazılmış ender mezarlıklardandır. Karacaahmet’i konu alan belki de en bilinen şiir, Necip Fazıl Kısakürek’in Karacaahmet adlı eseridir. Kısakürek, Canım İstanbul adlı şiirinde ise, yine mezarlığa şu mısralarında yer vermiştir:
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet
Yazar ve şair Hasan İzzettin Dinamo’nun 1960 yılında yayımlanan, Karacaahmet Senfonisi adlı bir şiir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca, ünlü şairler Faruk Nafiz Çamlıbel ve Oktay Rifat’ın yine ‘Karacaahmet’ temalı şiirleri bulunmaktadır.
Mezarlığa ait en eski fotoğraflar 1852-1854 yıllarında Ernest de Caranza tarafından çekilmiş, onu Abdullah Biraderler, Bergren ve Foto Sabah takip etmiştir. İstanbul’da İngiliz Elçisi Lord Strangford’un 1820’den itibaren özel papazı olan Anglikan din adamı Robert Walsh ise, burasını eğimli bir arazi içinde geniş yollarla ayrılmış büyük bir ormana benzetmiştir. Onun tasvir ettiği sahne, İngiliz ressam Thomas Allom tarafından gravür olarak resmedilmiştir.
Divan edebiyatının ünlü şairlerinden Nâbî, Nedîm, Enderunlu Vasıf ile Emin Hâkî, Nabizâde Nâzım, Mirzazâde Ahmed Neylî de Karacaahmet’edefnedilmiştr.
Karacaahmet 'te defnedilenler (alfabetik sıralama)
Abdülbaki Gölpınarlı (1900-1982), Türk edebiyat tarihçisi ve mütercim
Adile Naşit (1930-1987), Türk oyuncu
Adnan Çoker (1927-2022), Türk ressam
Agâh Özgüç (1932-2022), Türk yazar, eleştirmen ve gazeteci
Ahmed Resmî Efendi (1700-1783), Osmanlı devlet adamı
Ahmed Yüksel Özemre (1935-2008), Türk atom mühendisi ve yazar
Ahmet İzzet Furgaç (1864-1937), Osmanlı devlet adamı
Alaattin Baydar (1901-1990), Türk milli futbolcu
Ali Filibeli (1942-2011), Türk milli futbolcu
Ali Rıfat Çağatay (1869-1935) Türk udî, çellist, kemençezen ve bestekâr, İstiklâl Marşı’nın ilk bestecisi
Ali Tekintüre (1953-2017), Türk müzisyen, söz yazarı ve şair
Aliye Rona (1921-1996), Türk oyuncu
Altan Dinçer (1932-2010), Türk milli basketbolcu ve antrenör
Arif Mardin (1932-2006), Türk albüm yapımcısı
Aslı Nemutlu (1994-2012), Türk milli kayakçı
Aşık Daimi (1932-1983), Türk halk ozanı
Ata Nirun (1949-2019), Türk yazar ve gazeteci
Avni Dilligil (1908-1971), Türk oyuncu ve yönetmen
Ayberk Atilla (1946-2017), Türk oyuncu
Ayetullah Bey (1888-1919), Türk futbolcu ve spor yönetici
Aydın İlter (1930-2022), Türk asker
Ayla Büyükataman (1939-2023), Türk müzisyen
Aytunç Altındal (1945-2013), Çerkes asıllı yazar ve akademisyen
Bahâ Tevfik (1884-1914), Osmanlı fikir adamı ve yazar
Bahar Öztan (1962-2024), Türk oyuncu
Bahattin Baydar (1936-2023), Türk futbolcu ve teknik direktör
Basri Dirimlili (1929-1997), Türk milli futbolcu ve teknik direktör
Battal Durusel (1945-2018), Türk milli basketbolcu
Bedri Gürsoy (1904-1994), Türk milli futbolcu ve spor yönetici
Bekir Sami Kunduh (1867-1933), Türk siyasetçi ve diplomat
Bekir Yıldız (1933-1998), Türk öykü ve roman yazarı.
Belkıs Bergüzar Fırat (1929-1995), Türk oyuncu
Benderli Ali Paşa (1770-1821), Osmanlı devlet adamı
Berkant (1938-2012), Türk besteci, müzisyen ve oyuncu
Birol Pekel (1938-2004), Türk milli futbolcu ve teknik direktör
Burhan Felek (1889-1982), Türk gazeteci ve spor yönetici
Cafer Çağatay (1899-1991), Türk milli futbolcu
Cafer Tayyar Eğilmez (1878-1958), Türk asker ve siyasetçi
Cem Aziz Çakmak (1963-2015), Türk asker
Cem Karaca (1945-2004), Türk rock müziği sanatçısı, besteci ve oyuncu
Cemal Madanoğlu (1907-1993), Türk asker ve siyasetçi
Cemil Meriç (1916-1987), Türk yazar, çevirmen ve düşünür
Çürüksulu Mahmud Paşa (1865-1931), Osmanlı devlet adamı
Daniş Tunalıgil (1915-1975), Türk diplomat
Dinçer Çekmez (1943-2013), Türk oyuncu
Doğan Babacan (1929-2018), Türk futbol hakemi
Dürrizade Abdullah Efendi (1768-1828), Osmanlı askeri ve şeyhülislamı
Ebül’ulâ Mardin (1881-1957), Türk akademisyen ve siyasetçi
Edip Akbayram (1950-2025), Türk müzisyen
Enderunlu Vasıf (1786-1824), Osmanlı şair
Ertem Eğilmez (1929-1989), Türk senarist ve yönetmen
Esin Afşar (1936-2011), Türk şarkıcı, yazar, çevirmen ve oyuncu
Erkan Ocaklı (1949-2008), Türk şarkıcı ve besteci
Evin Esen (1958-2012), Türk oyuncu
Fevzi Bey (1832-1886), Osmanlı devlet adamı
Fikret Mualla (1903-1967), Türk ressam
Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914-2008), Türk şair
Fahri Ecevit (1896-1951), Türk hekim, siyasetçi ve Bülent Ecevit’in babası
Galip Haktanır (1921-2023), Türk futbolcu ve teknik direktör
Galip Kulaksızoğlu (1889-1939), Türk futbolcu, teknik direktör ve spor yöneticisi
Gazanfer Özcan (1931-2009), Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı
Gökşin Sipahioğlu (1926-2011), Türk gazeteci ve foto muhabiri
Gönül Ülkü Özcan (1929-2016), Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı
Güven Sazak (1935-2011), Türk iş insanı ve spor yönetici
Güzin Sayar (1921-2006), Türk köşe yazarı
Hâfız Post (1630-1694), Klasik Türk musikisi bestekârı
Hafız Ahmed Paşa (1564-1632), Osmanlı devlet adamı
Halil Hamid Paşa (1736-1785), Osmanlı devlet adamı
Halit Akçatepe (1938-2017), Türk oyuncu ve senarist
Haluk Kurtoğlu (1932-2004), Türk oyuncu
Hamiyet Yüceses (1916-1996), Türk sanat müziği sanatçısı
Hasan Yalnızoğlu (1974-2024), Türk oyuncu ve dansçı
Hayrullah Tâceddin Yalım (1885-1954), Türk mutasavvıf, şair ve bestekâr
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu (1904-1992), Türk akademisyen ve yazar
Hulki Aktunç (1949-2011), Türk şair ve yazar
Hulusi Kentmen (1912-1993), Türk asker ve oyuncu
Hüseyin Nazım Paşa (1854-1927), Osmanlı devlet adamı
Hüseyin Nihal Atsız (1905-1975), Türk yazar, şair, tarihçi ve düşünür
Hüseyinzade Ali Turan (1864-1940), Türk hekim, ressam ve yazar
Hoca Ali Rıza (1858-1930), Türk ressam
Hüner Coşkuner (1963-2021), Klasik Türk müziği şarkıcısı
Ispartalı Seyyid Ali Paşa (1756-1826), Osmanlı devlet adamı
İsmail Hakkı Dümbüllü (1897-1973), Türk tiyatro sanatçısı
İhsan Yüce (1929-1991), Türk oyuncu, senarist ve yönetmen
İsmail Kurt (1934-2017), Türk milli futbolcu ve teknik direktör
İbrahim Erkal (1967-2017), Türk şarkıcı, söz yazarı ve oyuncu
Jale Baysal (1926-2009), Türk kütüphaneci, akademisyen ve yazar
Kami (1649-1724), Divan edebiyatı şairi
Kavuklu Hamdi (1841-1911), Orta oyunu ve tulûat sanatçısı
Kamran Usluer (1937-2004), Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı
Leman Akçatepe (1914-1992), Türk oyuncu ve Halit Akçatepe’nin annesi
Medeni Mehmed Nuri Efendi (1859-1927), Osmanlı şeyhülislamı
Mere Hüseyin Paşa (?-1624), Osmanlı devlet adamı, sadrazam
Mehmed Namık Paşa (1804-1892), Osmanlı devlet adamı
Mehmed Rauf Paşa (1832-1908), Osmanlı asker ve devlet adamı
Mehmed Sahib Efendi (1838-1910), Osmanlı şeyhülislamı
Mehmed Vecîhî Paşa (1797-1867), Osmanlı devlet adamı
Mehmet Esat Bülkat (1862-1952), Osmanlı asker ve siyasetçi
Mustafa Elkatipzade (1889-1967), Türk spor yöneticisi
Mustafa Çakmak (1909-1999), Türk milli güreşçi ve antrenör
Mustafa Şekip Birgöl (1903-2008), Türk asker ve İstiklal Savaşı’nın son gazisi
Muzaffer Tekin (1950-2015) Türk asker, Kıbrıs Harekâtı gazisi, Ergenekon davası sanığı
Mücap Ofluoğlu (1923-2012), Türk oyuncu, seslendirme sanatçısı, yönetmen ve yazar
Mümtaz Ener (1907-1989), Türk oyuncu, yönetmen, senarist ve seslendirme sanatçısı
Necati Özgen (1937-2021), Türk asker
Nejdet Sançar (1910-1975), Türk yazar ve eğitmen
Nesimi Çimen (1931-1993) Türk halk ozanı
Nezihe Viranyalı (1925-2004), Sabiha Gökçen tarafından eğitilen, Cumhuriyetin ilk kadın pilotlarından
Nihad Mazlum Çetin (1924-1991), Arap, Fars ve Türk dili ve edebiyatı uzmanı
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu (1929-1992),Türk şair ve yazar
Nabi (1642-1712), Divan edebiyatı şairi
Nabizâde Nâzım (1862-1893), Tanzimat dönemi şairi ve yazar
Nedim (1681-1730), Divan edebiyatı şairi
Necdet Niş (1937-2018), Türk futbolcu ve teknik direktör
Nilgün Marmara (1958-1987), Türk şair
Nuh Naci Yazgan (1885-1947), Türk iş insanı ve siyasetçi
Oktay Sinanoğlu (1935-2015), Türk bilim insanı ve akademisyen
Oktay Rifat (1914-1988), Türk şair, oyun yazarı ve romancı
Osman Zeki Üngör (1880-1958), Türk besteci, orkestra şefi ve keman virtüozu
Oktar Durukan (1938-2007), Türk oyuncu
Özkan Uğur (1953-2023), Türk müzisyen, sinema ve dizi oyuncusu, MFÖ grubunun üyes
Recep Birgit (1920-2005), Türk sanat müziği sanatçısı
Reşat Nuri Güntekin (1889-1956), Türk yazar
Rıfat Atakanı (1916-1979), Türk futbolcu ve hakem
Safvet Neslişah Osmanoğlu (1925-2014), Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’in torunu
Sıtkı Akçatepe (1902-1986), Türk oyuncu, Halit Akçatepe’nin babası
Silahdar Bıyıklı Ali Paşa (?-1755), Osmanlı devlet adamı ve sadrazam
Sinan Cemgil (1944-1971), Türk siyasi aktivist
Selçuk Yula (1959-2013), Türk milli futbolcu
Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993), Türk şair, senarist ve yazar
Suat Kuyaş (1898-1983), Türk asker
Süleyman Dilbirliği (1926-2017), Türk Emekli Astsubay ve Kore Savaş Gazisi
Süleyman Hilmi Tunahan (1888-1959), Türk din adamı, âlim ve mutasavvıf
Sümer Tilmaç (1948-2015), Türk oyuncu
Sezai Aydın (1952-2021), Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı
Serap Helvacı (1959-2022), Türk hukukçu ve akademisyen
Şadan Kalkavan (1939-2015), Türk iş insanı ve spor yöneticisi
Şener Eruygur (1941-2023), Türk asker
Şeyh Hamdullah (1429/1456-1526), Osmanlı hattat
Şirin Cemgil, 68 kuşağı öğrenci liderlerinden, Sinan Cemgil’in eşi
Ülkü Özen (1951-1995), Türk oyuncu
Vasfiye Özkoçak (1923-2014), Türk gazeteci ve muhabir
Yasemin Esmergül (1920-2007), Türk oyuncu ve seslendirme sanatçısı
Yaşar Büyükanıt (1940-2019), Türk Silahlı Kuvvetlerinin 25. Genelkurmay Başkanı
Yemişçi Hasan Paşa (?-1603), Osmanlı devlet adamı
Yesari Asım Arsoy (1900-1992), Klasik Türk müziği bestekârı, söz yazarı ve şarkıcı
Yılmaz Gruda (1930-2023), Türk oyuncu, şair ve oyun yazarı
Zeki Ömer Defne (1903-1992), Türk şair
Zeki Rıza Sporel (1898-1969), Türk milli futbolcu ve spor yöneticisi
Zeki Velidi Togan (1890-1970), Türk tarihçi, Türkolog, Devlet adamı ve düşünür
Ziya Keskiner (1910-1982), Türk oyuncu ve yönetmen
Zühtü Müridoğlu (1906-1992), Türk heykeltıraş
İLETİŞİM:
Mezarlıklar Müdürlüğü Merkez Bina
Telefon:(0212) 312 65 85 Faks: (0212) 211 51 31
Adres: Büyükdere Caddesi Zincirlikuyu mezarlık alanı girişi, Şişli-İSTANBUL
Anadolu I. Bölge Müdür Yardımcılığı :
Adres : Nuhkuyu Cad. Karacaahmet mezarlık alanı girişi Zeynepkamil– Üsküdar / İSTANBUL
Kadıköy, Ümraniye, Üsküdar ilçelerine hizmet vermektedir.
Santral Tel : 0 216-651 55 55-56-57-58-63 Faks: 0 216-651 55 60


GIPHY App Key not set. Please check settings