“Üzeri örtülmüş mezar anıtı” anlamına gelen Türkçe’deki “türbe” sözcüğü, Arapça’da “yerin üst sathı, kabir, mezarlık” anlamlarına gelen “el-turbetu” sözcüğünden gelmektedir. Bununla beraber sözcüğün Arapça “toprak” anlamına gelen “türb” kökünden de gelebilmiş olacağı düşünülmektedir. Söz konusu olan bu yapılar yalnızca türbe ismiyle anılmayıp kubbe, künbed, meşhed, makbere veya ravza gibi isimlerle de anılmaktadır.
Türbelerin toprağa verilen veya mumyalanan cesetlerin korunması, meftun olan kişinin anısının ebedileştirilmesi gibi amaçlarla çeşitli toplumlarda mevcut olduğu bilinmektedir. Ancak buna rağmen tüm toplumlarda cesedin saklanması yahut ölüye saygı duymak gibi bir düşünce mevcut değildir.
Ölen insana saygı duymak, onların bazı hatıralarını yaşatmak insanlık tarihinde en eski geleneklerinden biri olmakla beraber türbe ve çevresinde oluşan kültür sadece bu saygı ve anıdan ibaret kalmamış, Şamanist, Maniheist, Budist inanışlarla birleşerek halkın bazı kesimlerinde ölülerden medet ummak, onların öldükten sonra da kendilerine yardım edebileceğine inanmak gibi çeşitli inanışların oluşmasına sebebiyet vermiştir. İslamiyet’in kabul edilmesinden sonra Hz. Muhammed Müslümanların bu adet ve inanışlardan arınmaları için öncelikle kabir ziyaretlerini yasaklamış, İslamiyet’in benimsenmesinin ardından kabir ziyaretlerine yeniden izin vermiştir.
İslami inançlara göre, topraktan yaratılmış olan insan tekrar toprağa dönecek ve kıyamet günü geldiği zaman Allah’ın emri üzerine yeniden diriltilecektir. Ahiret inancı, insanlığın ilk çağlarından itibaren mezarların ve ölülerin kutsanmasına yol açmışsa da İslami düşüncede mezar ziyareti yalnızca insanın ölümü hatırlaması ve acizliğinin farkına varması için tavsiye edilmiştir. Bununla beraber bazı İslami ekollerde, türbe inşa etmek, mezarın yerini belli edecek şekilde üzerine toprak yığmak ve mezarlıklara gitmek dine aykırı sayılmaktadır. Anıt- mezar düşüncesinin İslami inançlarla bağdaşmamasına rağmen, İslam dünyasında IX. yüzyıldan itibaren türbe örneklerine rastlandığı görülmektedir. Türbelerin yaygınlaşmasında ve mühim türbe örneklerinin ortaya çıkmasında ise en büyük rolü Türklerin oynadığı görülmektedir.
Anadolu’da ilk örneklerine Selçuklu döneminde rastladığımız mezar anıtlarının kökeni ile ilgili çeşitli görüşler ortaya konulmuştur. Bu görüşlerden birine göre silindirik veya çokgen gövdeli, konik veya piramidal külahlı ilk türbe örneklerinin kökeni Orta Asya Türk çadırlarından gelmektedir. Diğer bir görüşe göre ise İran’daki kule mezarları, Sasani Ateşgedeleri veya Budist Stupaları örnek alınmıştır. Şekil bakımından da Ermeni kiliselerinin çoğunda görülen yüksek kasnak ve konik külahtan etkilenildiği düşünülmüştür.
Türbeler, sultanlar, hanedan mensupları, ileri gelen devlet adamları, din âlimleri ve veliler için inşa edilmektedir. Bununla ilgili olarak II. Murat’ın (1421- 1444) vasiyetnamesinde bulunan türbesinin nasıl olmasını istediğiyle ilgili tarifleri bize bu türbelerle ilgili çeşitli bilgiler vermektedir. Vasiyetnamede öncelikle eski hükümdarların cesetlerinin mahzene konulmasının İslam prensipleriyle bağdaşmadığı ima edilmiş cesetlerin sünnet mucibince yere gömülmesi istenmiş, ayrıca üzerine yağmur yağacak şekilde türbenin dört duvardan ibaret ve üstü açık yapılmasını ve sadece Kur’an-ı Kerim okuyacak hafızların oturacağı yerlerin kapatılması istenmiştir. Bu vasiyetname ve bazı vakfiyelerden günümüze ulaşan belgelerden, zengin vakıflara sahip türbelerde türbedar, eczahan, hafız-ı Kur’an, buhuri, saka, ferraş ve noktacı gibi zengin bir kadronun görev yaptığı anlaşılmaktadır. Eczahanların sayısı genellikle doksan civarında olup, bunların otuzu sabah, otuzu öğlen, otuzu akşam olmak üzere günde üç defa hatim indirmekteydiler.
Türbeler, halkın ziyaretine açık olup tarih boyunca daima ilgi görmüşlerdir. Bununla beraber Osmanlı sultanlarının da tahta oturduktan sonra Eyüp Sultan ve Fatih Sultan Mehmet türbelerini ziyaret etmeleri de bir gelenek halini almıştır. Belli günlerde çeşitli gazi türbeleri ve sultan türbeleri yoğun ziyaretlerle panayır halini almakta, bazı velilerin türbeleri birtakım hastalıklara şifa olacağı, bazı dilekleri gerçekleştireceği umuduyla ziyaret edilmekte, türbede yatan şahıstan yardım geleceğine inanılmaktadır.
1925 ‘te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla beraber kapatılan türbelerin çoğu günümüzde harap durumdadır. Bugün bu türbelerden Türk büyüklerine ait ve sanatsal değere haiz olan 120 tanesi Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı İstanbul Türbeler Müzesi tarafından himaye altına alınmış, diğerleri ise Vakıflar Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.
Türbe Ziyaretleri Etrafında Gelişen Halk İnanışları
İstanbul’da önemli kişilere ait yüzlerce kabir ve türbe bulunmaktadır. Ölüye duyulan saygı ve ruhun sonsuz olduğu inancıyla gelişen türbe ziyaretlerinde dikkat edilmesi gereken bazı hassasiyetlerin olduğuna inanılmıştır. Birçoğu hadislere dayandırılan bu hususlar şöyledir; bir kabri veya türbeyi ziyaret edecek kişi öncelikle abdestli olmalıdır. Kabrin başına geldiğinde ziyaret ettiği kişi sanki sağmış da onunla konuşuyormuş gibi yüzünü ona dönerek yaklaşır, kabrin ayak tarafında ziyaret ettiği kimsenin yüzüne bakacak şekilde durur. Kabir ehline selam verdikten sonra üç kere İhlâs suresi ve bir kere Fatiha suresini okur ( Yasin-i Şerif, Ayete’l-kürsi ve Muavvizeteyn denilen sureler de okunabilir). Okunan surelerin, edilen duaların ve yapılan ziyaretin sevabı, başta Hz. Muhammed olmak üzere tüm peygamberlere onların aile efradına, sevdiklerine, büyük evliya ve âlimlere, ziyaret edilen kişiye, ziyaretçinin yakınlarına ve tüm müslümanların ruhuna hediye edilir. Kabir ziyaretlerinde asıl yapılması gereken şey ise, ölümü ve bu dünyanın geçici bir yer olduğunu hatırlamak ve bunun üzerine tefekkür etmektir.
Bu hususlarla birlikte İslami menşei olmamakla beraber halk arasında İslamiyet öncesindeki dinlerin etkisiyle türbe ve yatırlar etrafında çeşitli inanışlar vücuda gelmiştir. Bu inanışlar söz konusu türbelerde yatan kişilerin mezarlarında var olduğuna inanılan güçten yararlanma, bu sayede çeşitli istek ve dileklerin gerçekleştirilmesi, hastalıklara çare bulunması şeklindedir. Buraları ziyaret edenler, adaklar adayarak, istek ve dileklerinin gerçekleşmesini kuvvetlendirmeyi amaçlarlar. Adaklar ise çoğu kez koyun, sığır gibi bir hayvan veya para olabilmektedir. Bu adaklar ziyaret edilen mekâna özgü olarak değişebilmekte ve çoğu kez bu mekânda, mekânı ziyaret eden kişilere dağıtılmaktadır.
Evlenmek isteyen gençlerin kısmetini açmak, çocuğu olmayan kadınların çocuk dilemesi, yeni evlenen gençlerin huzur dilemesi, iş bulmak, araba- ev sahibi olmak gibi çeşitli dileklerin gerçekleşmesi ve akıl, sinir, ruh hastalıkları, felç, sara, kanser gibi çaresi kolaylıkla bulunamayan hastalıkların şifası için türbe ziyaret etmek, türbeler etrafında gelişen geleneksel uygulamalardan yalnızca bazılarıdır. Bu dileklerin dilenmesi sırasında kimi zaman farklı uygulamaların izlendiği görülmektedir. Örneğin, yatırlara çıplak ayakla giren kadınlar çocuk sahibi olmak için yatırın çevresinde çivi çakarlar. Çocuk edinmek için Allah’ın veli kulunu aracı edinen kadınlar yatır çevresinde bulunan bir beşiğe taş koyarlar ve dileklerinin kabul olması temennisiyle bebek sahibi olmayı beklerler, eğer dualarına icabet edildiyse beşik kendiliğinden sallanmaya başlar. Türbe ve yatırlarda bu gibi adetleri uygulayan kadınlar çocuklarının olması için kutsal sayılan ağaçlara da çaput bağlarlar. Dilekte bulunurken ilk önce yatırın kapısında dua edip daha sonra ağaca bez bağlayarak dualarına işaret koyduklarına inanılmaktadır. Bez bağlama inancı İslamiyet’te olmadığı için görevliler tarafından ağaçlardan bezler toplansa da kadınlar dinlemeyip tekrar bez bağlamaktadırlar.
Adak ve ziyaret yerlerinde mum yakma, Şamanist dönemin ölüler kültüyle de yakından ilgilidir. Hamam, türbe, cami gibi yerlerde mum yakılmasının tek sebebi, sadece dilek dilemek olmayıp insana zarar verebilecek kötü ruhları kovmak amacı da taşımıştır. Anadolu sahasında ateş her ne kadar cehennemi ve şeytanı hatırlatan bir unsur olarak düşünülmekteyse de ziyaret yerlerine mum yakarak adak adama, dileği gerçekleştiği zaman o ulu mevtanın ruhuna teşekkür için tekrar dönüp mum yakma Şamanist dönemden kalma hatıralardır.
Mezar üzerinde mum yakma âdeti, hortlakların yeni ölene zarar vermemesi amacını taşır. Hatta inanca göre, hortlakların ateşten korktuğu da söylenmektedir. Halk arasında yaygın olan bir inanç da cenaze çıkan odada kırk gün ışık yakılmasıdır. Bu inanca göre ölü çıkan odada kırk gün ışık yakılırsa, ölünün ruhu geldiği zaman karanlıkta kalmaz, evini ve odasını daha çabuk bulur.
Hastalıkların şifası ile ilgili olarak başvurulan ocak ve türbelerin belirlenmesindeki yol ise daha çok Anadolu’da yaygın olan ‘bıçak atma’ işlemiyle gerçekleşmektedir. ‘‘Bıçak atma’’ daki amaç hastalığın hangi ocak veya türbe tarafından şifa bulunacağını belirlemektir. Hastanın yakını veya kendisi önce abdest alır. En az üç bıçak veya daha fazlası, her biri bir ocağı veya türbeyi temsil edecek şekilde belirlenip, bazı sureler okunarak su dolu tasın içine atılır. Ertesi gün hangi bıçak paslandıysa yahut en çok hangi bıçak paslandıysa o ocak veya türbeye gidilir. Hasta ocaklı veya hoca tarafından okunur, üflenir, muska yazılır yahut bazı ilaçlar verilir.
Uygulamalar genel olarak hastanın türbe veya yatır etrafından gezdirilmesi, orada birkaç gün bırakılması, orada bulunan bir eşyanın kendisine temas ettirilmesi, orada bulunan sudan içirilmesi, topraktan yedirilmesi, bir eşyasının orada bırakılıp, tekrar giydirilmesi veya bunlara benzer şeylerdir.
Türbe ve yatırlar etrafındaki şifa talebine yönelik uygulamaları, ölen kişinin herhangi bir biçimde yaşamını sürdürmesi inancına bağlı olarak, ölüler ibadeti ve ölü kültü ile açıklamak gerekmektedir. Bu kişilerde var olduğuna inanılan olağanüstü güçlerin, ölümlerinden sonra da devam ettiği; mezarına, mezarı çevresindeki toprağa, ağaca, suya, eşyaya geçen bu gücün şifalı olduğuna inanılmaktadır.
Halk arasında yaygın olan bu uygulamaları önlemek için türbelerde yapılan söz konusu uygulamalar yasaklanmışsa da bu inanışlar halk arasında hala yoğun bir şekilde varlığını devam ettirmektedir.
İstanbul’da bulunan türbeleri, sahabe türbeleri, Osmanlı hanedan türbeleri ve evliya türbeleri olmak üzere üç başlık altında toplayabiliriz.
Sahabe Türbeleri:
İslam ordularının geçmişte beş defa İstanbul’a akın yaptığı ve bu akınların ikisinde şehri kuşattıkları bilinmektedir. Hz. Muhammed’in yakın arkadaşlarından bazısı bu savaşlar sırasında, bazıları ise eceliyle İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Müslümanların Hz.Muhammed’e olan sevgisi sahabe olarak bilinen bu şahıslara olan sevgiyi de beraberinde getirmiş, bu şehirde hayatını kaybeden sahabe kabirlerinde türbeler inşa edilmiştir. Bununla beraber bu türbelerden bir kısmı kesin olarak belli olmasına rağmen bir kısmının gerçekliğini meşru kılacak herhangi bir belge bulunmamaktadır.
İstanbul’da, tesbit edilebilen 30 tane sahabe kabri vardır. Bunların 9’u Ayvansaray’da surların dibinde, 5’i Eyüp semtinde, 3’ü Karaköy Yeraltı Camii’nde, 1’i Karacaahmet Mezarlığı’nda,12’si ise Suriçi bölgesindedir. Eyüp Sultan Türbesi başta olmak üzere, Abdüllahü’l Ensari, Abdüllahü’l-Hudri, Ahmedü’l- Ensari, Ebu Şeybetü’l Hudri, Amr İbnü’l-As Sufyan İbni Uyeyne, Hamdullahü’l- Ensari, Amir, Baba Cafer, Hz. Cabir, Cafer-i Ensari, Daye Hatun, Ebu Saidi’l-Hudri, Ebu’d- Derda, Ebu Zerri’l-Gıfari, Edhem, Hafir, Hasan ve Hüseyin, Hüsam İbni Abdullah, Fatma Hanım, Sakine Hanım, Muhammedü’l- Ensari, Şa’be ve Kaab Hazretlerinin mezar ve türbeleri İstanbul’da bilinen sahabe türbelerinden bazılarıdır. Bu türbelerin içinden en meşhur olanı şüphesiz Eyüp Sultan Türbesi’dir.
Eyüp Sultan Türbesi, İstanbul’un fethinden bugüne başta İstanbul halkı olmak üzere tüm müslümanların en önemli ziyaret mekânı olmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in (1444- 1446, 1451- 1481), İstanbul’da yaptırdığı ilk eser olan Eyüp Sultan Türbesi’nin etrafına cami, medrese, imaret ve hamam ilave ettirilmiş, Osmanlı hükümdarlarının kılıç kuşanma törenlerinin burada uygulanmasıyla, türbe, devlet protokolünde önemli bir yer işgal etmiştir.
Eyüp Sultan Türbesi bugünkü halini I.Ahmet (1603- 1617) döneminde almıştır. I.Ahmet (1603- 1617)döneminde, türbenin içinde yer alan Kısmet Kuyusu ihya edilmiş, türbe girişinin önüne bir ziyaret bölümü, cüzhane ve sebil eklenmiştir. Dışı çinilerle süslü türbe özellikle Cuma, kandil ve bayram günlerinde yoğun bir ziyaretçi akınına uğramaktadır. İşleri ters gidenler, kısmetini açtırmak isteyenler, yeni evlenenler, sünnet olanlar ve çeşitli dilekleri olanlar türbenin önünde dua eder ve çevresini üç defa dolaşırlar. Ayrıca türbenin ayakucunda bulunan suyun kalp hastalığına şifa olduğuna inanılmaktadır. Eyüp Sultan Türbesi’nde dilek tutanların genellikle çeşitli adaklar adadıkları (yiyecek dagıtmak, kurban kesmek vs.) bilinmektedir. Bu adaklar cami avlusunda veya cami önündeki meydanda dağıtılmaktadır.
Selâtin Türbeleri
İstanbul’da türbe mimarisinin şaheserleri olarak görülen selâtin türbeleri, Osmanlı padişahlarının ve hanedanlarının anısını yaşatmak için çoğu kez kendi adlarına kurulan külliyelerin sınırları içerisinde müstakil bir şekilde yaptırılmıştır. Bu müstakil türbelerde sultanların yanına kimi zaman yakınlarının da gömülmüş olduğu görülmektedir. Geç devirlerde müstakil türbesi olmayan padişahların ve hanedan mensuplarının aynı türbelere gömülmeleriyle birlikte türbelerin gerçek etkisi bozulmuştur. XVI. yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan Şehzade Cami’nin haziresinde, Şehzade Mehmed’in türbesi dışında birçok türbe yapılmış, burası böylelikle bir türbeler topluluğu halini almıştır. Bununla beraber bu konudaki en zengin hazire Ayasofya Cami’nde bulunmaktadır. II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed’in ayrı ayrı türbelerinin bulunduğu bu hazire, türbe mimarisinin en muhteşem sayılabilecek örnekleri arasındadır. Ayrıca caminin ön duvarının bitişinde on yedi sandukası olan I.Mustafa Türbesi bulunmaktadır.
Bu türbelerin dışında İstanbul Fatih Cami bahçesinde II. Mehmet (Fatih) Türbesi, Beyazıt Cami bahçesinde II. Beyazıt Türbesi, Yavuz Sultan Selim Cami bahçesinde I.Selim Türbesi (Sultan Abdulmecid de burada gömülüdür.), Süleymaniye Cami’nde yedi sandukalı I.Süleyman (Kanuni) Türbesi ve bunun içerisinde II. Ahmed ve II. Süleyman türbeleri, Sultanahmet Cami yanında I.Ahmed, II. Osman, IV. Murad türbeleri, Eminönü’ndeki Yeni Cami arkasındaki kırk beş sandukalı Turhan Sultan Türbesi (IV. Mehmet, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman türbeleri burada bulunmaktadır.), Laleli Cami önünde bulunan sekiz sandukalı Laleli Türbesi (III. Mustafa, III. Selim türbeleri), Cağaloğlu’ndaki Sultan Mahmut Türbesi (Sultan Abdülaziz, II. Sultan Mahmut ve II. Sultan Abdülhamit türbeleri), Bahçekapı’da yirmi sandukalı Hamidiye Türbesi (IV. Mustafa burada gömülüdür.), Eyüp’te V. Sultan Mehmed Türbesi bulunmaktadır.
Evliya Türbeleri
İstanbul’da sayısı oldukça fazla olan evliya türbeleri etrafında oldukça zengin bir halk kültürü oluşmuş, yaşamları boyunca manevi bir güce sahip olduğu düşünülen evliyaların öldükten sonra da güçlerinin devam ettiğine inanılmıştır. Kerametleri dilden dile dolaşan bu evliyalardan kimi kendi devrinde mensup olduğu tarikatin önderiyken kimisinin manevi gücü ölümünden sonra anlaşılmıştır.
Halk tarafından en çok ziyaret edilen türbeler, evliya türbeleri olmuştur. Buralara gelen ziyaretçilerin bir kısmı manevi büyük olarak addettiği bu şahısların ruhuna Fatiha okumak suretiyle onların hatırasına vefa gösterirken, bir kısmı ahirette onlardan yardım alacağına inanmakta, bir kısmı ise bu şahısların Allah’a yakın olduğu düşüncesiyle istek ve arzularını burada dile getirmekte, bu şahısların aracılığıyla Allah’tan yardım geleceğine inanmaktadırlar.
İstanbul’un Fatih, Eyüp, Beyazıt, Eminönü, Üsküdar gibi belli başlı semtlerinde neredeyse her sokak başında bir evliya türbesine rastlamak mümkündür. Ancak bu ziyaretlerin halk arasında kerametleri dilden dile yayılan ve herkes tarafından bilinen bazı evliya türbeleri etrafında yoğunlaştığı görülmektedir.
Sahabe türnelerinden olan Eyüp Sultan Türbesi’nden sonra en çok ziyaret edilen türbelerden biri Zeytinburnu Mevlanakapı’da bulunan Merkez Efendi Türbesi’dir. Burası Halveti Tarikatı şeyhlerinden Merkez Efendi’nin tekke ve türbesinin bulunduğu yerdir. Bu türbenin bulunduğu bahçede bir de dilek kuyusu bulunmaktadır. Ziyaretçiler bu kuyudan bir taş alarak dilekte bulunur ve dilek gerçekleşince aldığı taşı kuyuya geri bırakırdı. Böylece dileklerinin gerçekleşeceğine inanan insanlar ve dilekleri gerçekleştikten sonra emanet olarak aldıkları taşı geriye getirmezlerse bir uğursuzluk olacağına inanırlardı. Bu inanışın önüne geçmek amacıyla Cumhuriyet’ten sonra bu kuyunun ağzı demir bir kapakla örtülmüşse de türbe ziyaretinin önüne geçilememiştir.
Yanında dilek kuyusu bulunan bir diğer türbe ise Kocamustafapaşa semtinin merkezindeki, Sümbül Efendi Türbesi’dir. Bu türbe Halveti Tarikatı’nın Sümbülîlik kolunun kurucusu Sümbül Efendi’ye aittir. Türbe ve türbenin yanındaki dilek kuyusu İstanbul ziyaret kültüründe önemli bir yer tutar. Bir hastalığı veya dileği olanlar her ayın ilk Cuma günü burayı ziyaret ederek derdine çare, hastalığına şifa bulacağına inanmaktadırlar.
En sık ziyaret kabul eden türbelerden bir diğeri Üsküdar’da Doğancılar semtinde bulunan Aziz Mahmud Hüdai Türbesi’dir. Celveti tarikatinin kurucusu ve önemli bir mutasavvıf olan Aziz Mahmud Hüdai’nin “Ben öldükten sonra mezarımı ziyaret edenlerin ölümü denizden olmasın ve duaları kabul olsun” şeklinde dua ettiğine ve bu inanç nedeniyle kendi adını taşıyan külliyesinin içinde yer alan türbesinin halk tarafından sıkça ziyaret edildiği bilinmektedir.
Rumelikavağı’nda bulunan Telli Baba Türbesi yapım tarihi ve kime ait olduğu bilinmemesine rağmen en fazla ilgi gören türbelerden biri olarak bilinmektedir. Evlenmek isteyen gençler veya aileleri burayı ziyaret edip, gelin teli adamaktadır. Dilekleri gerçekleşenler düğün öncesi türbeye tekrar gelip adadıkları teli bırakırlar. Bu yüzden türbe gelinlik ve damatlıklarıyla ziyarete gelen genç çiftlerle dolup taşmakta, türbe ise gelin telleri ile süslenmiş ilginç ve renkli bir görüntü sergilemektedir.
Özellikle Ramazan ayında ziyaret akınına uğrayan türbelerin başında Oruç Baba Türbesi gelmektedir. Şehremini’ndeki türbede dilekte bulunmak ve orucunu Oruç Baba gibi sirke ve ekmekle açmak isteyen genç-yaşlı binlerce kişi, türbenin bulunduğu sokağı baştanbaşa doldurarak ilk oruçlarını burada açmaktadır. Ziyaretçiler oruçlarını burada açtıktan sonra Oruç Baba’nın mezar taşına ellerini, cüzdanlarını, paralarını ve anahtar gibi eşyalarını sürerek çeşitli dileklerde bulunurlar. Dileği kabul olanlar bir sonraki sene Ramazan ayının ilk gününde buraya gelerek sirke ve ekmek dağıtmaktadır.
Bunların dışında Hz.Yuşa Tepesi (Türbesi), Karacaahmet, Şahkulu, Zuhuratbaba, Hasan Efendi, Akbaba Sultan, Gözcübaba, Gülbaba, Tuzcubaba, Haydar Baba, Hamal Dede, Tezveren Baba, Uyku Dede, Yahya Efendi, Şeyh Galip (Galip Dede) Türbesi, Saçlı Emir Efendi Dergahı, Şeyh Ebu Vefa Türbesi, Laleli Baba Türbesi, Buharalı Ya Vedüd Türbesi, Uryani Dede (Hacı Mustafa Efendi) Türbesi , Şeyh Mehmet Geylani Türbesi, Helvacı Baba Türbesi, Seyyit Nizam Türbesi, Erenler Türbesi, Maarif Sultan Türbesi, Mercimek Dede Türbesi, Ovacık Türbesi, Nakkaş Baba Türbesi İstanbul’un en meşhur türbelerinden bazılarıdır.

GIPHY App Key not set. Please check settings