in , ,

Hüseyin Okumuşoğlu (E-40) kaybolmasından 11 yıl sonra Kırıkkale’de, derin dondurucuda ölü bulundu.

Hüseyin Okumuşoğlu (E-40) 2014 yılında Ankara’dan Kırıkkale’ye gittikten sonra kaybolmuştu. 11 yıl sonra Kırıkkale’de, kiralık bir evde buzdolabı ve derin dondurucuda parçalanmış bedeni bulundu. Olayla ilgili 4 kişi gözaltına alındı.

Hüseyin Okumuşoğlu (E-40) kaybolmasından 11 yol sonra Kırıkkale’de, derin dondurucuda ölü bulundu.

Kırıkkale dışında yaşayan ev sahibi C.Ç., Çalılıöz Mahallesi 11’inci Sokak’ta 3 katlı apartmanda kiraya verdiği evinde oturan Meliha V.’nin kirayı yatırmaması üzerine, telefonla aradı. Telefonu açan Meliha V.’nin kızı, annesinin 3 Mayıs’ta öldüğünü söyledi.

Bunun üzerine il dışından Kırıkkale’ye gelen C.Ç., dairenin kapısını çilingire açtırarak içeri girdi. C.Ç., evdeki buzdolabı ve derin dondurucu içerisinde parçalanmış ceset buldu. C.Ç.’nin ihbarı üzerine adrese çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Ekiplerin incelemesinde, erkek cesedinin parçalanarak çöp poşetleri içerisinde derin dondurucuya ve buzdolabının buzluk kısmına yerleştirildiği belirlendi. Evde yapılan aramada, bıçak ve satır ele geçirildi.

Ceset, evdeki incelemeden sonra Kırıkkale Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Cesedin, 2014 yılında Ankara’dan Kırıkkale’ye gittikten sonra ortadan kaybolan o dönem 40 yaşında olan Hüseyin Okumuşoğlu’na ait olduğu belirlendi. Olayla ilgili 4 şüpheli gözaltına alındı.

Apartmanda oturan Lütfü Gümüşsoy, “Evde kimin oturduğunu bilmiyoruz. Arada sırada ev sahibini arayıp evde kimin oturduğunu soruyorduk. O da ‘kirasını alıyorum’ diyordu. ‘Birisi var, ara sıra gelip gidiyor’ sanıyorduk. Dün ev sahibi geldi, çilingir getirip kapıyı açtıracağını söyledi. Bugün de geldi, ‘Problemli bir durum var’ dedi. Apartmanda hiç koku hissetmiyorduk” dedi.

Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

GÜNCELLEME 20.05.2025 SAAT: 15.00

Hüseyin Okumuşoğlu Kardeşleri Yılmaz ve Mahir Okumuşoğlu, 11 yıl süren kayıp sürecinde yaşananları anlatarak olayın organize bir şekilde gerçekleştirildiğini iddia etti.

Yılmaz Okumuşoğlu (48), ağabeyinin kaybolmadan kısa süre önce Ankara’daki evinde bir yangın çıktığını anlatarak, “2014 yılında ağabeyimin evi yanıyor. Bu yangından sonra tüm olaylar başlıyor. Yangının çıkışı ise şu şekilde: Evin kapısı çalıyor, ağabeyim kapıyı açıyor. Siyah gözlüklü, peçeli bir kadın yardım istiyor. Ağabeyim de yardım etmek için kapıyı açık bırakıyor. O sırada ne olduğunu bilmeden kendinden geçiyor. Gözlerini açtığında ev yanmış, özellikle de yatak odası. Daha sonra bizleri aradılar. Hastaneye gittiğimizde ağabeyimin ayağında yanık izi yoktu ama derin bir şişleme gibi bir olay olmuş. Ağabeyim ‘yandım’ diyor ama olayın nasıl gerçekleştiğini tam olarak anlayamıyoruz” dedi.

“Ağabeyinin yanında bir çantayla hastaneye geldiğini anlatan Okumuşoğlu, “Hastaneye gelirken elinde bir el çantası vardı. O çantayı ben aldım, ancak çanta oldukça ağırdı. O sırada Meliha Veske geldi. Nereden duyduğunu bilmiyorum. Ağabeyim, ‘Çantamı Meliha ablama ver, onda dursun’ dedi. O çanta o günden beri kayıp, nerede olduğu meçhul” diye konuştu.

Okumuşoğlu, “Ağabeyim tüm birikimini Meliha Veske’ye verdiğini söylüyor. Ayrıca onun adına kredi çekmiş. Meliha Veske ve yakınlarından şüpheleniyoruz. Bu olayın organize bir şekilde yapıldığını düşünüyoruz. Ağabeyim kaybolduktan sonra iş yerine gidip eşyalarını almak istedik. Özel eşyalarının içinde bir el yazısı çıktı. El yazısında, ‘Tüm birikimimi Meliha Veske’ye verdim, onu almak için onun evine gidiyorum’ yazıyordu. O nottan sonra ağabeyimden bir daha haber alamadık” şeklinde konuştu.

Ailenin bir diğer ferdi Mahir Okumuşoğlu ise ağabeyinin tedaviden sonra araç kiraladığını, ancak bir süre sonra ortadan kaybolduğunu ve aracın günler sonra Ankara’daki evinin önünde bulunduğunu anlattı. Okumuşoğlu, “Ağabeyim tedavisinden sonra bir araç kiraladı. Bu araçla bir süre gezdi, fakat kaybolduktan sonra bu araçtan bir daha haber alınamadı. Zaman geçtikten sonra araç, Ankara’daki evinin önünde bulundu. O günden sonra da biz, ağabeyimi tam 11 yıldır bekledik” ifadesini kullandı.

6 Mayıs günü teşhis için Adli Tıp Kurumu’na çağrıldığını belirten Mahir Okumuşoğlu, cenazeyi kendisinin teslim aldığını ve defin işlemlerini gerçekleştirdiğini söyledi. Ceset üzerinde bıçak izleri bulunduğunu kaydeden Okumuşoğlu, “Ta ki 16 Mayıs gününe kadar. Adli Tıp’ın önünde işlemler yapılırken bekledik. Daha sonra teşhis için içeri girdim. Ağabeyimi ben teşhis ettim. Cenazesini teslim aldık, morga kaldırdık. Ertesi gün defin işlemleri için ben de oradaydım. Tüm işlemleri ben ve gassal birlikte yaptık. Orada, ağabeyimin sırtında bıçak izlerini gördüm. Bir kadının, iri yarı bir adamı sırtından bıçaklayarak etkisiz hale getirmesi, sonra da buzdolabına koyması mümkün mü?” dedi.

Okumuşoğlu, “Ağabeyimin bulunduğu ev, kaybolmadan önce telefon sinyallerinin kesildiği yere çok yakın. Size diyebilirim ki, bir kilometre mesafede. O zaman da bu işin üzerine çok gittik, dilekçelerimizi verdik, her yere yazılar yazdık. Bir el yazısı vardı, ağabeyim o yazıyla ilgili bilgi vermişti. El yazısının kime ait olduğu tespit ediliyor ama bunun üzerine gidilmiyor. Aklımıza deli sorular geliyor. Acaba bunların destekçileri mi vardı? Bu olayın üstüne gidilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

“Okumuşoğlu, “Cinayet şüphelileri ölmüş olabilir ama onlara yardım ve yataklık yapanların en ağır cezayla cezalandırılmasını talep ediyoruz. Ağabeyimi ben yıkadım, ben teşhis ettim. İki çocuğu vardı. Bu Meliha Veske, cinlerle ve muskalarla uğraşan, insanları etkileyen biriymiş. Bu kadın bir cani. Bir insanı 11 yıl boyunca buzdolabında saklamak, insanlığa sığar mı? İnsanlıktan çıkmış biri bu. Ben gördüm, ceset bozulmamıştı. Ağustos 2014’teki haliyle duruyordu. Gerek Adalet Bakanımızdan gerekse Cumhuriyet Savcılığımızdan bu olayın hızlı bir şekilde çözüleceğine inancımız tam. Biz inanıyoruz, bu işi çözerse devletimiz çözer. Bu evi kiraladılar, sonra da ‘Hüseyin Okumuşoğlu’nu buraya çağıralım, halledelim’ mi dediler? Aklımıza türlü türlü sorular geliyor. Bizim burada tek tesellimiz, cenazesinin toprağa verilmiş olması. Bir devletimiz var, güvenimiz tam. Kendimizi böyle avutuyoruz” dedi.

Haber sunumunu nasıl buldunuz? Puanlayın !..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

Öğretmen Emre Geçin (E-36) Amasya’da, motosiklet kazasında yaşamını yitirdi.

Dündar Efe (E-62) Bursa Karacabey’de, minibüs ile kamyonetin çarpıştığı kazada yaşamını yitirdi.